Çok Yakında Bursa Nilüfer'deki Yeni Kliniğimizde Yüz Yüze Seanslarımızla Hizmetinizdeyiz.

Psikolog A. Alparslan Sancar

Hizmet · Bursa Nilüfer

Birey Odaklı Psikoterapi — Bursa

Birey odaklı psikoterapi, danışanı bir “vaka” olarak değil; kendi deneyiminin uzmanı olan bir kişi olarak ele alan, insancıl ve ilişki temelli bir yaklaşımdır.

Bursa Nilüfer kliniğimizde yetişkin danışanlar için Rogers kökenli birey odaklı çerçeve; gerektiğinde bilişsel-davranışçı ve psikodinamik tekniklerle bütünleştirilerek uygulanır.

Birey odaklı psikoterapi nedir?

Birey odaklı psikoterapi, uluslararası literatürde person-centered therapy ve client-centered therapy adlarıyla da bilinir. Carl Rogers'ın öncülük ettiği insancıl psikoloji geleneğine dayanır; danışanın öznel deneyimini, duygusal tonunu ve anlam arayışını merkeze alır. Temel varsayım, uygun ilişki koşulları sağlandığında bireyin kendini anlama, büyüme ve uyum sağlama yöneliminin güçleneceğidir; bu yönelim patoloji olarak değil, koşullandırılmış bir gelişim eğilimi olarak okunur.

Bu yaklaşımda terapist, danışana yön veren bir otorite figürü olarak değil; deneyimin güvenli biçimde keşfedilebildiği, yargısız ve tutarlı bir ilişki ortamını kuran profesyonel bir eşlikçi olarak konumlanır. Teknik müdahaleler ikinci plandadır; birincil araç, terapötik ilişkinin niteliğidir. Danışanın getirdiği konu, seansın gündemini belirler; terapist yalnızca danışanın kendi içsel düzenine güvenmediği noktalarda yapılandırılmış müdahaleleri gündeme alır.

Türkiye'de “birey odaklı psikoterapi” ifadesi, klinik psikoloji lisans ve yüksek lisans programlarında insancıl terapi okulunu ve Rogers'ın kişi merkezli çerçevesini karşılar. Akademik metinlerde Rogers'ın temel koşulları, öz-kavram kuramı ve terapötik değişim modeli bu çerçevenin kuramsal omurgasını oluşturur.

Bursa'daki yetişkin danışanlarla yürütülen süreçlerde bu çerçeve, semptom yönetiminden önce kişinin kendilik deneyimini yeniden duyabilmesi için zemin oluşturur. Özellikle performans baskısı, koşullu onay ve duygusal bastırma örüntüleriyle başvuran danışanlarda, güvenli ilişki koşulları sonraki tüm çalışmanın temelini belirler.

İnsancıl terapi, danışanı tanı veya etiketle sınırlamaz; öyküsünün bağlamında anlamayı hedefler. Bu yaklaşım, psikolojik yardım arayan bireylerin utanç ve damgalanma korkusunu azaltmaya yardımcı olabilir; çünkü sorun, kişinin değersizliği olarak değil, yaşam deneyiminin bir parçası olarak ele alınır. Akademik ve klinik bağlamda birey odaklı psikoterapi, insan doğasına dair olumlu bir varsayıma dayanır ve bu varsayım terapötik ilişkinin tonunu belirler.

Carl Rogers ve kuramsal köken

Carl Rogers (1902–1987), 20. yüzyıl psikoterapisinin en etkili kuramcılarından biridir. Klinik gözlemlerinden hareketle, bireyin doğası gereği olumlu yönde gelişme potansiyeline sahip olduğunu; bu potansiyelin ise koşullu kabul ve değer koşullarıyla sınırlanabildiğini öne sürmüştür. Rogers'ın çalışmaları yalnızca terapi odasını değil; eğitim psikolojisi, rehberlik, danışmanlık ve örgütsel iletişim alanlarını da derinden etkilemiştir.

Rogers, terapistin danışanın iç dünyasına girmeden önce kendi iç tutarlılığını (congruence) sürdürmesi gerektiğini vurgulamıştır. Şeffaflık, burada performatif bir açıklık değil; terapistin danışanla kurduğu ilişkide özgün ve erişilebilir kalabilmesi anlamına gelir. Bu duruş, danışanın kendi duygularına benzer bir güvenle yaklaşabilmesi için model oluşturur; terapistin “mükemmel uzman” maskesi, ilişkinin özgünlüğünü zedeler.

İnsancıl psikoloji geleneği, davranışçı ve psikanalitik okulların bireyi nesneleştiren ya da belirleyici değişkenlere indirgeyen okumalarına karşı alternatif bir epistemoloji sunar. Birey odaklı psikoterapi bu geleneğin klinik uygulamasıdır; psikoloji tarihi ve psikoterapi kuramları derslerinde temel referans çerçevelerinden biridir.

Rogers'ın “On Becoming a Person” ve “Client-Centered Therapy” başlıklı eserleri, hem klinisyenler hem de akademisyenler için hâlâ okunan metinlerdir. Türkiye'deki klinik psikoloji yüksek lisans programlarında birey odaklı psikoterapi, uygulama dersleri ve süpervizyonla aktarılır; temel koşullar ve öz-kavram kuramı vaka sunumlarında sık değerlendirilir.

Mesleki uygulamada insancıl çerçeve, özel klinik ortamların yanı sıra üniversite danışmanlık merkezleri ve hastane birimlerinde de kullanılır. Güncel pratik çoğunlukla entegratiftir: Rogers ilişkinin temelini oluştururken, kaygı ve depresyon tablolarında kanıta dayalı teknikler gerektiğinde devreye girer.

Temel koşullar: empati, şeffaflık ve koşulsuz kabul

Rogers'ın tanımladığı üç temel koşul — empati, şeffaflık (congruence) ve koşulsuz olumlu kabul — birey odaklı sürecin omurgasını oluşturur. Empati, danışanın iç dünyasına onun çerçevesinden girmeyi ifade eder; duyguları hemen onaylamak ya da çözmek değil, anlaşıldığını deneyimlemesini mümkün kılmaktır. Empatik anlayış, terapistin danışanın duygusunu kendi duygusuyla karıştırmadan sürdürdüğü bir duruştur.

Koşulsuz olumlu kabul, danışanın değerini başarı, uyum veya belirli bir duygu durumuna bağlamadan sürdürmeyi gerektirir. Klinik pratikte bu, danışanın zayıflık, öfke, utanç veya çelişkili duygularını terapiste taşıyabildiği bir alan yaratmak anlamına gelir. Koşullu kabul deneyimleri —“güçlü olmalısın”, “başarılı olursan sevilirsin”— çoğu zaman terapi odasında yeniden işlenir ve değer koşullarının öz-kavrama nasıl yerleştiği görünür hâle gelir.

Şeffaflık, terapistin danışana karşı rol maskesini indirebilmesini ifade eder; bu, sınırsız öz-ifşa değil, ilişkide güvenilir ve tutarlı kalabilmektir. Danışan, terapistin de insan olduğunu deneyimlediğinde, kendi kusurlarına yönelik daha az yıkıcı bir iç ses geliştirebilir.

Bu koşullar tek başına teknik değildir; sürekli sürdürülmesi gereken ilişki nitelikleridir. Norcross ve Lambert'in çalışmaları, terapötik ittifakın tedavi sonuçlarıyla güçlü ilişkisini göstermektedir; birey odaklı yaklaşım bu ittifakı kuramsal düzeyde merkeze yerleştirir. Bursa kliniğinde yürütülen seanslarda ilk haftalar çoğunlukla bu güvenli çerçevenin inşasına ayrılır.

Öz-kavram, gerçek benlik ve uyum

Rogers'ın öz-kavram (self-concept) kuramı, bireyin kendisi hakkındaki inanç, değer ve imgeler bütününü tanımlar. Erken ilişkilerde içselleştirilen değer koşulları —sevilmenin performansa, duygusal ifadenin “uygunluğa” bağlanması— zamanla öz-değerlendirme ölçütlerine dönüşür. Danışan, gerçek deneyimini bu ölçütlerle çeliştiğinde uyumsuzluk (incongruence) yaşar; kaygı ve depresyon belirtileri bu uyumsuzluğun dışa vurumu olarak okunabilir.

Uyumsuzlukta kişi, kendi duygularını tam olarak fark edemez ya da sahiplenemez; onaylanan bir benlik imgesini sürdürmek için sürekli enerji harcar. Terapi sürecinde amaç, danışanın gerçek benliği (organismic self) ile öz-kavramı arasındaki mesafeyi azaltmaya yardımcı olmaktır; bu, danışanın kendi deneyimine daha doğrudan erişebilmesiyle ilişkilidir.

Öz-kavram çalışması, yalnızca olumlu benlik söylemine indirgenmez. Kırılganlık, öfke, yetersizlik hissi gibi “kabul görmeyen” parçaların da terapötik alanda yer bulması gerekir. Birey odaklı psikoterapi bu parçaları bastırmak yerine, onların danışanın öyküsünde nasıl anlam kazandığını birlikte keşfetmeyi hedefler.

Mearns ve Thorne'un vurguladığı gibi, kişi merkezli çalışmada terapistin tutumu, danışanın kendi deneyimine güvenmesini destekleyen bir varoluşsal duruş gerektirir. Bu duruş, teknik uygulamanın önünde gelir ve süpervizyonla sürekli gözden geçirilir. Öz-kavram çalışması zaman alır; danışanın kendine yönelik sert iç sesi, ilişki koşulları sağlandıkça yumuşayabilir ve daha gerçekçi bir öz-değerlendirmeye yer açabilir.

Hangi durumlarda tercih edilir?

Birey odaklı psikoterapi, depresif duygu durumu, yaygın kaygı, öz-değer zorlanmaları, ilişkisel tıkanıklıklar ve yaşam geçişlerinde —iş değişimi, kayıp, göç, ebeveynlik— sık başvurulan bir çerçevedir. Danışanın kendini anlamlandırma ihtiyacının ön planda olduğu, semptomların ötesinde anlam ve kimlik sorularının eşlik ettiği tablolarda özellikle uygundur.

Travma sonrası tablolarda birey odaklı çerçeve tek başına yeterli olmayabilir; stabilizasyon, regülasyon ve yapılandırılmış travma müdahaleleri öncelik kazanabilir. Güvenlik sağlandıktan sonra süreç, birey odaklı çalışmayla bütünleştirilebilir. Klinik değerlendirme, hangi aşamada hangi tekniğin uygun olduğunu belirler; danışana bu geçişler açık biçimde anlatılır.

Danışanın terapiye “çözüm bekleyen” değil, “dinlenilen ve anlaşılan” bir alan arayışıyla geldiği durumlarda birey odaklı yaklaşım doğal bir uyum gösterir. Özellikle mükemmeliyetçilik, tükenmişlik ve içsel eleştiri döngüleri bu profilde sık görülür. Aktif psikotik tablo, ağır madde kullanımı veya yakın zamanda intihar girişimi gibi durumlarda öncelik genellikle stabilizasyon ve uygun birim yönlendirmesidir; birey odaklı çerçeve bu tablolarda tek başına yeterli olmayabilir.

Bursa ve İstanbul'dan başvuran yetişkin danışanların önemli bir bölümü, yoğun performans baskısı ve koşullu kabul örüntüleriyle bu sürece başlar. Terapi, yalnızca semptom azaltmayı değil; kendilik deneyimini yeniden düzenleme ihtiyacını hedefler.

Terapötik ilişkide değişim nasıl düşünülür?

Birey odaklı psikoterapide değişim, danışanın içsel deneyimindeki kaymalarla ilişkilidir; Rogers buna deneyimsel değişim demiştir. Dışarıdan her zaman hızlı gözlemlenmeyen bu süreç, danışanın kendi duygularına karşı tutumunda, öz-değerlendirmesinde ve ilişkilerdeki seçimlerinde kademeli olarak fark edilir. Terapist, bu değişimi hızlandırmaya çalışmaz; temel koşulları sürdürerek danışanın kendi ritmini keşfetmesine alan bırakır.

Bohart ve Tallman, danışanın terapi sürecinde aktif öz-iyileşme özneleri olduğunu vurgular. Terapistin rolü, bu içsel süreci başlatmak veya yönetmek değil; engelleri azaltacak ilişki koşullarını sağlamaktır. Bu perspektif, danışanı pasif bir alıcı konumundan çıkarır ve sürece ortaklık hissini güçlendirir.

Değişimin ölçülmesi yalnızca standart ölçeklerle sınırlı değildir. Danışanın kendi ifadesi —“artık kendime daha yakın hissediyorum”, “daha az iç sesle savaşıyorum”— klinik değerlendirmede önemli bir veri kaynağıdır. Akademik bağlamda bu, öznel iyileşme ve işlevsellik kazanımının birlikte okunması gerektiğini hatırlatır.

Tudor'un işaret ettiği gibi, kişi merkezli terapi bir teknik paketi değil, klinik bir felsefedir. Bu felsefe, danışanın varoluşsal değerini ve özerkliğini sürecin merkezinde tutar; terapistin otoritesi danışanın içsel bilgeliğinin yerine geçmez.

Bursa kliniğinde yürütülen süreçlerde değişim, danışanın günlük yaşamına taşınabilir küçük adımlarla ilişkilendirilir. İş yerinde sınır koyma, yakın ilişkide duygu ifadesi veya öz-şefkat pratiği gibi somut hedefler, danışanla birlikte belirlenir ve gerektiğinde gözden geçirilir.

İlerlemenin değerlendirilmesinde danışanın kendi ifadesi kadar, uyku düzeni, ilişki kalitesi ve günlük işlevsellikteki gözlemlenebilir kaymalar da birlikte ele alınır. Bu çok boyutlu okuma, yalnızca ölçek puanlarına indirgenmez; danışanla düzenli aralıklarla yapılan süreç görüşmeleri sürecin şeffaflığını artırır.

Kimler birey odaklı psikoterapiden yararlanabilir?

Aşağıdaki deneyimlerden birkaçı süreklilik kazanıyor ve günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa, birey odaklı çerçevede klinik değerlendirme önerilir.

Duygusal ve öz-değer alanı

  • Sürekli yetersizlik veya değersizlik hissi
  • Koşullu onay arayışı ve mükemmeliyetçilik
  • Duyguları bastırma veya ifade edememe
  • Kendilik imgesi ile yaşanan deneyim arasında mesafe

İlişki ve yaşam alanı

  • Yakın ilişkilerde tekrarlayan çatışma örüntüleri
  • Sınır koymada güçlük ve aşırı uyum
  • İş veya akademik tükenmişlik hissi
  • Kimlik ve yön arayışı (geçiş dönemleri)

Eşlik eden klinik tablolar

  • Hafif-orta düzey depresif belirtiler
  • Yaygın kaygı ve içsel gerilim
  • Travma sonrası iyileşme döneminde destek ihtiyacı
  • Uzun süreli stres ve duygusal yorgunluk

Kanıta dayalı etkinlik

Birey odaklı psikoterapi, kanıta dayalı uygulamalar tartışmasında sıkça ele alınır. Elliott ve arkadaşlarının derlemesi, insancıl-deneyimsel terapilerin depresyon ve kaygıda orta düzeyde etkili olduğunu; etki büyüklüklerinin diğer psikoterapi okullarıyla karşılaştırılabilir aralıkta bulunduğunu göstermektedir. Rogers'ın öngördüğü gibi, ilişki faktörleri tedavi sonucunun önemli bir bölümünü açıklar.

Wampold ve Imel'in ortak faktörler perspektifi, spesifik tekniklerden bağımsız olarak terapötik ittifak, beklenti ve terapistin kurumsal aidiyetinin sonuçlarla ilişkili olduğunu vurgular. Birey odaklı yaklaşım, bu ortak faktörleri kuramsal düzeyde sistematik biçimde hedefler; danışanın aktif öz-iyileşme sürecine güvenmeyi merkeze alır.

Cain ve Seeman'in derlemesi, kişi merkezli yaklaşımın araştırma geleneğinin yüzyılı aşkın süredir sürdüğünü gösterir. Eleştirel okumalar, yöntemin yapılandırılmış protokollerle sınırlı kaldığı durumlarda ek tekniklere ihtiyaç duyulabileceğini hatırlatır; entegratif planlama bu nedenle klinik pratikte yaygındır.

Klinik uygulamada kanıt, yalnızca rastgele kontrollü deneylerle sınırlı değildir; vaka formülasyonu, süreç değerlendirmesi ve danışanın öznel iyileşme deneyimi de dikkate alınır. Bursa kliniğinde süreç, belirli aralıklarla danışanla birlikte gözden geçirilir; gereksiz süre uzatımından kaçınılır.

Klinik psikologların sürekli mesleki gelişim ve süpervizyon yükümlülükleri, birey odaklı uygulamanın kalitesini doğrudan etkiler. Terapistin karşı aktarım ve duygusal tepkilerini fark etmesi, danışana yansıtılmayan tutarlı bir ilişki sunmanın parçasıdır; bu da kanıta dayalı uygulamanın görünmez ama kritik boyutudur.

Diğer yaklaşımlarla bütünleşme

Birey odaklı psikoterapi, diğer kanıta dayalı yaklaşımlarla çelişen değil, tamamlayıcı bir çerçeve olarak düşünülebilir. Kaygı ve depresyon tablolarında Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) teknikleri; düşünce-duygu-davranış bağlantısı üzerinden yapılandırılmış çalışma sunar. Birey odaklı ilişki koşulları, bu tekniklerin danışan tarafından içselleştirilmesini ve sürdürülmesini kolaylaştırabilir.

Psikodinamik perspektif, tekrarlayan ilişki örüntülerinin kökenine inmeyi hedefler; birey odaklı çerçeve ise danışanın bu örüntüleri güvenle deneyimleyebileceği bir alan sağlar. EMDR veya travma odaklı müdahaleler, uygun hazırlık ve stabilizasyon sonrası bireysel psikoterapi sürecinin parçası olabilir. Hangi yöntemin ne zaman devreye girdiği, danışana açık biçimde paylaşılır.

Cooper ve arkadaşlarının vurguladığı gibi, kişi merkezli terapi bir “klinik felsefe” olarak da okunabilir; bu felsefe, farklı teknik okulların üzerine oturabilir. Entegrasyon, danışanı tek bir okula indirgemek yerine, öykü ve semptom profiline göre esnek bir yol haritası çizer.

Anksiyete ve depresyon odaklı hizmet sayfalarında ele alınan tablolar, gerektiğinde birey odaklı çerçeve içinde birlikte ele alınır. Terapist, danışanın hangi aşamada yapılandırılmış müdahaleye, hangi aşamada ilişki odaklı derinleşmeye ihtiyaç duyduğunu birlikte değerlendirir.

Birey odaklı ilişki koşulları, yapılandırılmış müdahalelerin şablon gibi hissedilmesini azaltabilir. Danışan, tekniğin kendi ihtiyacına göre seçildiğini deneyimlediğinde müdahaleye uyumu artar; bu buluşma noktası, Rogers'ın insancıl felsefesi ile kanıta dayalı psikoterapinin klinik pratikteki en sık görülen entegrasyon biçimlerinden biridir.

Terapi süreci nasıl ilerler?

İlk görüşme, tanışma ve klinik değerlendirme amacıyla yapılır; bu aşamada danışandan hızlı bir çözüm beklenmez. Başvuru nedeni, belirtilerin seyri, yaşam bağlamı, destek ağı ve terapiden beklentileri birlikte haritalandırılır; gizlilik sınırları ve pratik koşullar netleştirilir. Birey odaklı süreçte hedef listesi danışanla ortak oluşturulur; terapistin önceden belirlediği sabit bir program dayatılmaz.

Seanslar yaklaşık elli dakika sürer; sıklık genellikle haftalık planlanır ve ilerleyen dönemde ihtiyaca göre iki haftada bire ya da aylık takibe dönüşebilir. Seans içinde danışanın getirdiği konu önceliklidir; yapılandırılmış ödevler zorunlu değildir, ancak danışan istediğinde düşünce günlüğü, duygu izleme veya mindfulness araçları kullanılabilir.

Süreç boyunca terapist, empati ve koşulsuz kabulü sürdürürken gerektiğinde yansıtma, netleştirme, duygu odaklı müdahale ve çözüm odaklı sorulardan yararlanır. Danışanın direnci veya geri çekilmesi, ilişki dinamiği içinde anlamlandırılır; hız baskısı uygulanmaz.

Sonlandırma, danışanın hedeflerine yaklaştığı, günlük işlevselliğinde belirgin iyileşme gözlemlediği ve desteğe duyduğu ihtiyacın azaldığı birlikte değerlendirildiğinde planlanır. Gerekirse aralıklı takip seanslarıyla süreç desteklenir.

Birey odaklı çerçevede kriz anları —intihar düşüncesi, ağır uyku veya iştah bozukluğu, işlev kaybı— ertelenmez; güvenlik değerlendirmesi ve gerektiğinde psikiyatri yönlendirmesi önceliklidir. İlişki odaklı yaklaşım, klinik sorumluluğun yerine geçmez; her iki boyut birlikte yürütülür.

Bursa ve İstanbul'da klinik bağlam

Bursa Nilüfer'deki kliniğimizde birey odaklı psikoterapi, yetişkin danışanlar için yüz yüze ve online formatlarda yürütülür. Şehir içi ulaşım temposu, sanayi ve hizmet sektöründeki yoğun çalışma düzeni ile iş-yaşam dengesi baskısı, performans odaklı öz-değer zorlanmalarını besleyen yaygın bir bağlam oluşturur; terapi bu bağlamı göz ardı etmeden planlanır.

Uzman Klinik Psikolog Ahmet Alparslan Sancar, lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde tamamlamış; klinik psikoloji yüksek lisansında birey odaklı psikoterapi alanında uzmanlaşmıştır. Rogers çerçevesindeki eğitim ve süpervizyon deneyimi, seanslarda empati, şeffaflık ve koşulsuz kabulün sürdürülmesine dayanır.

İstanbul'dan Bursa'ya veya yalnızca online seanslara başvuran danışanlar için süreç, aynı etik ilkeler, gizlilik standartları ve klinik değerlendirme protokolleriyle yürütülür. Online format, özellikle yoğun iş temposu nedeniyle yüz yüze gelmekte zorlanan danışanlar için erişilebilir bir alternatif sunar.

Seans saatleri, mesai öncesi erken ve mesai sonrası geç kontenjanlarla danışanın günlük rutinine uyum sağlayacak biçimde planlanır. Nilüfer'deki klinik konum, şehir içi ulaşımda danışanların seans öncesi aşırı stres yaşamaması için sakin saat aralıklarında tercih edilir.

İlk görüşme talebi ve süreç bilgilendirmesi için iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz; talepler aynı gün içinde yanıtlanır. Online seans seçeneği, Bursa dışı ve İstanbul'dan başvuran danışanlar için aynı Rogers çerçevesi ve gizlilik standartlarıyla sunulur.

Klinik Yaklaşım

Klinik yaklaşımımız

Birey odaklı psikoterapide danışanın özerkliği, gizliliği ve sürecin şeffaflığı değişmez ilkelerdir.

  • 01

    Danışan merkezli planlama

    Hedefler ve seans içeriği danışanla birlikte belirlenir. Tek bir okula veya tekniğe indirgeme yapılmaz; öykü ve ihtiyaç önceliklidir.

  • 02

    Rogers çerçevesinde ilişki

    Empati, şeffaflık ve koşulsuz kabul, eğitim ve süpervizyonla desteklenen sürekli bir mesleki duruştur; seansların temel taşıdır.

  • 03

    Etik, gizlilik ve şeffaflık

    Tüm görüşmeler mesleki etik ilkeler çerçevesinde yürütülür. Süreç hakkında abartılı iyileşme vaatleri verilmez; ilerleme danışanla düzenli olarak paylaşılır.

Kaynakça

  1. Bohart, A. C., ve Tallman, K. (1999). How Clients Make Therapy Work: The Process of Active Self-Healing. American Psychological Association.
  2. Cain, D. J., ve Seeman, J. (Ed.). (2002). Handbook of Research and Practice of the Person-Centered Approach. Praeger.
  3. Cooper, M., O'Hara, M., Schmid, P. F., ve Bohart, A. (Ed.). (2013). The Handbook of Person-Centred Psychotherapy and Counselling (2. bs.). Palgrave Macmillan.
  4. Elliott, R., Greenberg, L. S., Watson, J., Timulak, L., ve Freire, E. (2013). Research on humanistic-experiential psychotherapies. M. J. Lambert (Ed.), Bergin and Garfield's Handbook of Psychotherapy and Behavior Change (6. bs., s. 495-538) içinde. Wiley.
  5. Kirschenbaum, H. (2009). The Life and Work of Carl Rogers. PCCS Books.
  6. Mearns, D., ve Thorne, B. (2007). Person-Centred Counselling in Action (4. bs.). Sage.
  7. Norcross, J. C., ve Lambert, M. J. (2018). Psychotherapy relationships that work III. Psychotherapy, 55(4), 303-315. https://doi.org/10.1037/pst0000192
  8. Rogers, C. R. (1951). Client-Centered Therapy: Its Current Practice, Implications and Theory. Houghton Mifflin.
  9. Rogers, C. R. (1961). On Becoming a Person: A Therapist's View of Psychotherapy. Houghton Mifflin.
  10. Tudor, K. (2018). Person-Centred Therapy: A Clinical Philosophy. Routledge.
  11. Wampold, B. E., ve Imel, Z. E. (2015). The Great Psychotherapy Debate: The Evidence for What Makes Psychotherapy Work (2. bs.). Routledge.

SSS

Sıkça Sorulan Sorular

Birey odaklı psikoterapi ile insancıl terapi aynı mı?

Evet. Türkiye'de “birey odaklı” ifadesi, uluslararası literatürdeki person-centered (client-centered) terapi ile aynı kuramsal geleneği karşılar. Her ikisi de Rogers'ın temel koşullar ve öz-kavram kuramına dayanır.

Seanslarda sadece konuşulur mu, teknik uygulanmaz mı?

İlişki koşulları birincil araçtır; ancak gerektiğinde yansıtma, duygu odaklı çalışma veya BDT'den yapılandırılmış teknikler entegre edilebilir. Hangi müdahalenin neden kullanıldığı danışana açıklanır.

Birey odaklı terapi ne kadar sürer?

Süre, tablonun niteliğine ve danışanın hedeflerine göre değişir. Kısa süreli odaklı çalışmalar mümkün olduğu gibi, öz-kavram ve ilişki örüntüleri üzerine uzun süreli süreçler de yürütülebilir. Sıklık birlikte planlanır.

Online seans birey odaklı çerçeveye uygun mu?

Empati ve koşulsuz kabulün aktarımı yüz yüze ve online ortamda mümkündür. Gizlilik ve teknik altyapı sağlandığında online seans, Bursa dışından başvuran danışanlar için eşdeğer bir seçenektir.

İlaç tedavisi ile birlikte yürütülebilir mi?

Evet. Orta-ağır depresyon veya kaygı tablolarında psikiyatri değerlendirmesi önerilebilir. İlaç kararı hekime aittir; psikoterapi süreci paralel yürütülebilir.

Randevu

Birey odaklı psikoterapi için ilk görüşme talebi ve süreç bilgilendirmesi; aynı gün içinde yanıtlanır.

Randevu ve bilgilendirme için hemen ulaşın

Bursa psikolog randevu talepleriniz aynı gün içinde yanıtlanır.

İlgili

İlgili Çalışma Alanları